Atatürkçü Dernekler ve Misyonerlik faaliyetleri
Nerede katakülle bir iş yapılıyorsa
onun adı orada alet ediliyor, nerede bir rezalet çıkarılıyorsa onun adı
oraya bulaştırılıyor.
Nerede katakülle bir iş yapılıyorsa onun
adı orada alet ediliyor, nerede bir rezalet çıkarılıyorsa onun adı oraya
bulaştırılıyor.
Devrimciler, Banka soyguncuları, ulusalcılar,
kerhaneciler, meyhaneciler, sahtekârlar, dolandırıcılar, darbecileri,
derin devletçiler, başörtü karşıtları, ezan, cami düşmanları… say
sayabildiğin kadar bitmez. Hep onun adına, o öne çıkarılarak, onun
arkasına saklanılarak, onu kalkan olarak kullanılarak her türlü melanet
işlenmeye çalışılıyor.
Birilerinin dini, ticari, siyasi,
ideolojik çıkarları için Atatürk adı birçok yerde ve zamanda kalkan
olarak kullanılıyor. Çünkü Atatürk aleyhine konuşmak, kaş çatmak, dudak
bükmek, surat asmak, güpe gündüz tavana bakıp yıldızları saymak,
eleştirmek yasak.
Bu yüzden bu ülkede hukuksuz, gayri meşru bir
iş yapmak isterseniz başında Atatürk ismi bulunan kıytırık bir dernek
kurar dokunulmazlar kervanına sizde katılırsınız. Sonra, dokunulmazlık
zırhının arkasına sığınarak her istediğiniz oyunu oynayabilir, her
fırıldağı çevirebilirsiniz. Çünkü siz de o zaman ‘'Çısss dokunulmaz''
sınıfına girip tabular listesindesiniz.
Atatürk de, meseleyle
ilgisi olmayan birçok Atatürkçü bu arada bazı kalpazanlarca kullanılmış
ve yaptıkları birçok kirli işte de böylece onlar alet edilmiş oluyor.
Birçok radikal, Ortodoks, ılımlı Atatürkçü bu oynanan oyunlardan
-Cumhuriyet mitinglerinde dolmuşa bindirildikleri gibi-gayet memnunlar.
Cumhuriyet
Mitinglerinde, Abdullah Gül'ü Cumhurbaşkanını seçtirmeyiz
yürüyüşlerinde, Referanduma karşı yapılan protestolarda, orduyu göreve
çağırma ayinlerinde, başörtü düşmanlığı seremonilerinde, üniversitelere
kurulan sorgu (ikna) odalarında, faili meçhul cinayetleri protesto
yürüyüşlerinde, Ezan okunurken Ezanı yuhalayanlara önderlik etmede,
laiklik, devrimcilik, çağdaşlık yürüyüşlerinde Atatürkçü taslaklarını,
çakma Atatürkçüleri en ön safta kışkırtıcı olarak gördük ve tanıdık.
Misyonerliğini
Seylan'ın yaptığı ADD ve buna benzer derneklerin faaliyetleri içinde
PKK'lı ve Marksist solcu militanlara burs verdiğine, bu militanların
sözde Atatürkçü örgütler tarafından korunup kollandığına basından,
yayından öğrendik ve bu kutsal (!) görevlerini nasıl yerine getirmek
için çırpındıklarına şahit olduk.
Cumhurbaşkanı Sezer
döneminde affedilerek hapisten çıkarılan onlarca militan DHKP-C üyesi ve
birçok solcunun serbest bırakıldıktan sonra yine birçok terör olayına
katıldıklarını da unutmadık.
Atatürkçülük maskesinin arkasında bu
ülkede kaç derneğin illegal terör örgütlerini finanse ettiğini,
Hıristiyanlık ve İslam düşmanlığının misyonerliğini üslendiğini,
binlerce kitap bastırıp parasız dağıttıklarını, internet, radyo ve basın
aracılığı ile illegal faaliyetler yürüttüklerini biliniyor.
Yoksul
Anadolu çocuklarına burs vermek suretiyle onları amaçları doğrultusunda
kullandıkları, canlı bomba yaptıklarını, barınmak için iki erkek iki
kız aynı dairede kalmak şartıyla ev tutuklarını, onlarcasının Hıristiyan
yapıldığı, yurt dışına gönderilerek Kiliselerin desteği ile
okutulduklarını, Kilisenin kanatları altında batı ülkelerinde misyoner
olarak yetiştirilip tekrar eleman olarak kullanılmak üzere Türkiye'ye
geri gönderildikleri de biliyoruz.
Bütün bunlar Atatürk, laiklik,
çağdaşlık, devrimcilik, ilericilik arkasına sığınılarak şimdiye kadar
kurulan paravan dernekler aracılığı ile yapıldığını ve hala yapılmaya
devam edildiği de biliniyor.
İnsanların birçoğu Atatürk aleyhine
laf söyledi, yazı yazdı diye suçlanmaktan çekinerek bildiği halde
ülkemizde işlenen birçok ihanete, yanlışlığa bile bile göz yumuyor,
bazıları da 'İtle dalaşacağıma çalıyı dolaşırım'' mantığıyla olanları
görmemezlikten geliyor.
Mesele, onlara dokunursan Atatürk düşmanı
olarak damgalanırsın, kara listeye alınırsın, irticacı diye
damgalanırsın, birilerine hedef olursun, takibata uğrarsın başının
belaya girme endişesi yani.
Tabuların kalktığı, totemlerin
yıkıldığı bir ülkede büyücülerin işsiz kalacağı, ikiyüzlü sahtekârlara
da itibar edilmeyeceği gün gibi aşikâr.
Hak ve hakikatin meydana
çıkacağı aydınlık bir Türkiye için çağdaşlık, laiklik, Atatürkçülük,
devrimcilik, ilericilik adına işlenen cinayetlere son verebilmek için
daha çok çalışmak, daha çok halkımızı aydınlatmak zorundayız.
Zira
‘'Hak gelince batıl (zail) yok olur.'' Güneş doğduğunda karanlıklar
yarasalarla birlikte mağaralara çekilir. Şeytanın Hz. Ömer'i görünce
sokak değiştirdiği gibi.
Arif Altunbaş