M2D: cia projesi = isis i kullan => islamdan nefret ett...

M2D: cia projesi = isis i kullan => islamdan nefret ett...: kardeşlerim ... avrupada iki uyuz a silah verip  avrupa haçlı birliğini kurdular  müslüman işte budur  kanlı katil dir  i yazdılar ...

TÜRKLERIN DÜSMANLARI

Theodor Herzl;1897’de YahudileriBasel’de topladı şu kararları almıştır;
1. Sultan Abdulhamid tahtan indirilecek
2. Osmanlı Devleti yıkılacak
3. İslam dini 100 senede içinde ortadan kalkacak.
Bu kararları kim uyguladı?
Emenuel Carrasu (Emin Karasu); İtalyan hahambaşıdır.1903’te Selanik’e yerleşti. Mason localarını ve ittihat ve terakki partisini kurdu. Abdulhamit 1871’ meclisi kapattı, çünkü çoğunluk gayri Müslimlerdi. Emanuel karasu askerleri kullanarak, Sultan sıkıştırılarak meclis açtırttı. Milletvekili seçildi. Sultan indirildi 1909. Sultan Selanik’e sürüldü, oraya yerleştirildi. Osmanlı savaşa sokuldu. 1911’de Trablusgarp’ı İtalyanlar aldı.1914’de ı.dünya savaşına sokuldu.30 cephede Osmanlı savaşmak zorunda kaldı. Osmanlı 1. dünya savaşı sonunda Sevr antlaşması yapıldı. Fransızlar Kahramanmaraş’ı bizim olsun diye işgal etmedi, Arz-ı mevduda verelim diye işgal etti. Papa Lermit İsa(as) yeryüzüne gelmesi için bu savaşları yapıyoruz dedi.18 Haclı seferleri bunun için yapılmıştır. Ecdadımız 18 Haclı seferini de geri püskürtmüştür. Mikrobu bilmeden o hastalıklar tedavi olmaz. Ama Osmanlı Sevr’i kabul etmedi. Kahramanmaraş ta Sütçü İmam, Rıdvan hoca, İzmir’de Hasan Basri Çantay zeybeklerden milis teşkilatı kurdu yunanı denize döktü.1919 da bunlar oldu.1920’demeclis kurularak Anadolu kurtuldu. Güneydoğu İsrail’in olacak diğer bölgeler İsrail’in güvenliği için parçalanacak. Sevr İsrail’in güvenliği için getirildi.1. dünya savaşı başlayalı beş senedir uğraştılar yutamadılar.
Hayım Nahum; (Bu kişinin torunu Jan Nahum şu an Petrol ofisinin CEO su. Daha önce TOFAŞ CEO su idi.) Lozan da, İnönü’nün müşaviri Lort Corc’un ve Klemenson’un müşaviri. Diyor ki; I.dünya savaşını niçin yaptık, Pontus kurulsun, Ege’yi yunana verelim ortada bir şey kalmasın Büyük İsrail devletini kurmak için engel kalmasın. Hayım Nahum, bu isteklerinizin yanında kalbinizi kullanırken aklınızı da kullanalım. Şartlı Lozan’ı imzalayalım. Burada şu kararları aldılar,
1. Anadolu insanını aç bırakalım
2. Anadolu insanını işsiz bırakalım
3. Anadolu insanını borca esir edelim
4. Anadolu insanını diniden uzaklaştıralım, yumuşak lokma yapalım. İşte dinler arası hoşgörü bu planın bir parçasıdır.
Zbigniew Brzezinski; Teoder Herz’in asistanıdır. ABD’de savunma bakanlığı yapmış. Beni İsrail’in son hedefine yaklaşması için Siyonizmin 5765 yıldan beri en kuvvetli noktasındayız.
1- ABD avucumuzun içinde ancak, geliniz diktatörlüğe dönüşmeyelim. Dünyayı yönetenler kulübünün başkanı olmaya çalışın.
2- Orada Irakta yaptığımız gibi tepki alırız. Onları ortak olacağınız bir kulüpte tutunuz. İslam âleminde iki çeşit inanışta insanlar var. Bunlar; Dünyalıkçılar, Aşırı dinciler, radikaller.
’Biz dünyalıklarla işbirliği yapalım’’ diyen kişidir. Bunlar bu planları yaparken 54. hükümet iş başına geldi. Geldi de ne oldu. 50 milyar $ bütçeye 35 milyar ek gelir getirdi. Nereden geldi, Canab-ı Hakkın bu millete verdiği nimetlerden. 26 milyar borç,14 milyar $ faize gitti.10 milyar $ kurtuldu. 7 milyar $ kitler kara geçti. Altı ayda zarar eden kitler kara geçti. 17 milyar $ oldu. 13 milyar $ kaynak paketlerden elde edildi.
www.dunyavegercekler.com

Kemalistlere Sualler!

Kemalistlere Sualler!

564047_554017328005352_595820470_n
M.kamal Bizim Atamızdır! O olmasa olmazdık diyenlere!
”Ey Kemalistler!”
1-M.kamal atamız ise şu 5816 denen M.kamalin kemiklerini koruma kanununu neden kaldırmıyorsunuz?
2-Lozan öncesi Hilafet bizim vazgeçilmez unsurumuzdur diyen M.kamal neden Lozan sonrası hemde mecliste Hilafet bize yüktür onu lağvetmeliyiz dedi?
3-Osmanlı Devleti’nin yetiştirdiği M.kamal neden Selanik’ten Abdülhamid’i tahttan indirmeye gelen mason hareket ordusundaydı?
4-Hareket ordusuna bizzat iştirak eden M.kamal neden Yıldız sarayını yağmalayanlardan biriydi?
5-M.kamal neden Latife hanım’dan boşandı? Sebebi neydi?
6-Rıza nur’un yazdığı Vedat’la M.kamal’in eşcinsel ilişkisi varmıydı?
7-Neden Latife hanım’ın hatıratı gizleniyor?
8-Lozan’a itiraz eden Ali Şükrü Bey’i boğan Topal Osman bu emri amiri olan M.kamaldenmi aldı?
9-Ali Şükrü Bey’i şehid eden Topal Osman hemen ardından neden gizlice öldürüldü?
10-M.kamalin en yakın adamlarından Fatih rıfkı atay şapka inkılabı için 500.000 kişiyi öldürdük diye yazmıştı.Bu doğrumudur?
11-Binlerce insanı asan istiklal mahkemesi kayıtları neden gizleniyor?
12-M.kamale orman çifliğini kim verdi?Milletin malını çiflik olarak kim kime verebilir?Orman çifliğinin M.kamale ait olduğunun tapusunu gösterin?
13-M.kamale atatürk lakabını millet mi verdi?Millete soruldumu?
14-M.kamalin Filistin’de ihaneti ortadayken neden herşeyi o başardı diyorsunuz?
15-Senelerce okul kitaplarında neden bandırma vapurunun dümeni kırıktı yalanını yazdınız?
16-M.kamal hiçbir savaşta yaralanmamışken neden ona uyduruk şekilde Gazi ünvanı verildi?
17-1000 senelik Türk tarihinde binlerce atatürkler varken neden soyu belli olmayan M.kamale bu lakabı verdiniz?
18-M.kamal ben babamı tanımıyorum demişti!Siz neden senelerce okul kitaplarında Ali rıza bey’i öz babası diye yazdınız?
19-M.kamal şapka hastasımıydı?Neden zorla milleti şapka takmaya zorladı?
20.M.kamal pisikopatmıydı?Katilmiydi?Değilse şapka takmadılar diye,Ezan’ı Allahu Ekber okudular diye neden binlerce müslümanı öldürdü?
21-100 senedir Vahdettin ingiliz gemisine neden bindi?Bindiyse hain dediniz?Pekala M.kamal Karadeniz’e çıkarken İngiliz vizesi almadımı?O halde M.kamalde hainmi?
22-Vahidüddin madem hain neden ondan sonra Son Halife Abdülmecid Efendi ve bütün Osmanoğullları’nı sürgün etti atanız?
Not:Kemalistler cahil oldukları için bukadarla yetinmek zorunda kalıyorum.Bu suallerin bir tanesine bile deliliyle cevap verebilecek en ala prof kemalist gelsin.Hadi buyrun cevap verin olmasa olmazdıkçılar!
Selam ve dua ile

Bu ülkeye en büyük zararı atatürkcüyüm diyen vatan hainleri vermiştir..

Bu ülkeye en büyük zararı atatürkcüyüm diyen vatan hainleri vermiştir...İşte fotğrafta gördüğünüz gibi..İngilizler istanbul'dan ayrılırken geride bunları bıraktılar..Devletin polisine ait aracı yakıp yıkar sonrada fotoğraf cektirir.(Gezi hatırası)

Başlangıçta bir İslam Cumhuriyeti olan Türkiye Cumhuriyetini zalim, baskıcı, tabucu, faşist bir Selanik Dönme Cumhuriyeti haline getirmek için her habaseti yaptılar.

Başlangıçta bir İslam Cumhuriyeti olan Türkiye Cumhuriyetini zalim, baskıcı, tabucu, faşist bir Selanik Dönme Cumhuriyeti haline getirmek için her habaseti yaptılar.

17 Ocak 2015
447 Kez Okundu...
www.yalanyazantarihutansin.org
1. İstiklal Mahkemelerinin karakuşî zâlimâne adaletsiz hukuksuz kanunsuz vicdansız kararları ile binlerce din adamını, aydını, suçsuz ve mâsum Müslümanı sözde yargıladılar, kimini astılar, kimini zindanlarda çürüttüler. Sanıklara avukat tutmak ve Yargıtay’a başvurmak hakkını tanımadılar. Bugün idama mahkum ettiler ertesi gün astılar.
2. Onların karanlık devrinde halkın yüzde sekseni köylerde yaşıyordu ve bir tek köyde bile elektrik yoktu.
3. Halk sıtmadan, veremden, bazı bölgelerde frengiden kırılıyordu.
4. Doğru dürüst karayolu ve demiryolu olmadığı için halk sahil şehirlerine vapurla giderdi. Zenginler birinci ve ikinci mevki kamaralarda, fakir halk güvertede yağmur ve kar altında…
5. Açlık, kıtlık, bereketsizlik yaygındı. Bir ara İstanbul’da ekmek vesika ile verilirdi.

6. Saldırgan ve dehşet verici bir dinsizlik yapılıyordu. Ezan okumak bile yasaklanmıştı, sadece Türkçe tercümesinin okunmasına izin verilmişti, Ezan-ı Muhammedî okuyanlara cani muamelesi yapılıyor, tutuklanıyordu.
7. On binden fazla tarihî cami, mescid, medrese, tekke, taş mektep, imaret vs vakıf binası satılmış, tahrip edilmiş, kiraya verilmiş, amacından başka işler için kullanılmıştı.
8. Binlerce tarihî İslam kabristanı düzlenmiş, yok edilmişti. Sadece Üsküdar Bülbülderesi Selanik Dönmeleri mezarlığına hiç dokunulmamış, titizlikle korunmuştu.
9. Fatih Sultan Mehmed Han’ın vakfiyesi ayaklar altına alınarak Ayasofya camii camilikten çıkartılmıştı.
10. Müslüman halkın din hizmetlerini görecek ulema ve fukaha yetiştiren Medaris-i İslamiye (İslam medreseleri) kapatılmış, bir gecede 40 bin medrese öğrencisi sokağa atılmıştı.
11. On binlerce Müslüman Kürt öldürülmüş, yerinden yurdundan sürülmüş, korkunç terörler ve cinayetler işlenmiş, kıyımlar yapılmıştı.
12. Bir yandan Sünnîler ezilirken, öte yandan Alevîlere de, bilhassa Dersim’de dehşet verici zulümler yapılmıştı.
13. Zikrullah yapılan tasavvuf tekkelerini kapatmışlardı.
14. Onların zamanında birkaç Müslüman yatsı namazından sonra bir evde toplanıp dinî kitap okuyamazdı. Okuyanlar tutuklanır, ağır ceza mahkemesinde yargılanırdı.
15. Tek parti, CHP vardı. Başka siyasî parti kurulmasına 1945’e kadar izin verilmemiştir.
16. Göstermelik seçimlerde açıkta oy verilir, gizli oy sayımı yapılır ve iktidar partisi ittifakla seçilirdi. Ne komedi!
17. Şark Fâtihi Kazım Karabekir Paşa Erenköyündeki evinde ev hapsindeydi.
18. Dalgın bir vatandaş, camide namaz kıldıktan sonra unutarak başında takke ile sokağa çıkarsa cezası tutuklanmaktı.
19. Halk dinini, tarihini, kültürünü öğrenemesin, kopukluk olsun diye zengin ve edebî Türkçeyi katl ettiler.
20. İnsan haklarına aykırı adaletsiz Varlık Vergisi topladılar, bilhassa gayr-i Müslim vatandaşları soydular.
21. Başlangıçta bir İslam Cumhuriyeti olan Türkiye Cumhuriyetini zalim, baskıcı, tabucu, faşist bir Selanik Dönme Cumhuriyeti haline getirmek için her habaseti yaptılar.
22. Onların Altın Çağında (!) trenlerde üç mevki vardı: Yataklı Vagon… Birinci mevki… İkinci mevki… Üçüncü mevki…
23. Ankara Yenişehir’e cami yaptırmadılar ve onların baykuş yazarlarından biri “Biz tarihte ilk kez camisiz bir kent yaptık” diye övündü.
24. Yine Ankara Yenişehrine, yırtık pırtık elbiseleri ve sefil halleriyle gelip de manzarayı kirletmesinler diye bir ara köylüleri sokmadılar.
25. Onların zamanında bit, pire, tahtakurusu ve sivrisinek yaygındı.
26. Onların Matbuat Umum Müdürlüğü (Basın Yayın Genel Müdürlüğü) medyaya bir genelge göndererek dinden bahs eden hiçbir haber, köşeyazısı, makale, yorum, tefrika yayınlamamalarını emretmişti.
25. Bütün islamî gazete ve dergileri kapattılar.
26. Yeterli din hizmetlisi olmadığı için camisi ve imamı olmayan bazı uzak köylerdeki Müslüman cenazeleri, başka yerden imam bulunup getirilinceye kadar bozulur ve kokardı.
Birileri bu anlattıklarımın ve daha yazmadığım nice zulmün yaşandığı devirlere Altın Çağ diyor…
Altın değil karanlık çağ…
O çağın en değerli varlıkları, Osmanlı devrinde yetişmiş gerçek ulema, fukaha, meşayih ve sâlih Müslümanlardı. Onlar da ağır baskılar altındaydı.
Günümüzde yanlış işler olmuyor mu, yapılmıyor mu?.. Olmaz olur mu?.. İnsan oğlu günah işler, hatâ eder… Lakin bugün yapılanlar dünkü zulümlerin, baskıların, iğrençliklerin, devlet (daha doğrusu rejim) terörlerinin, faşistliklerin yanında solda sıfır kalır.
Dünkü İstiklal Mahkemeleriyle bugünkü mahkemeleri bir tutmak ne kadar yanlış ve haksız bir kıyaslamadır. Bugün siyasî sanıkların avukatları var, duruşmalarda serbestçe konuşabiliyorlar.
Dünün faşist rejiminde bir Cumhuriyet, bir Sözcü gazetesi yayınlanabilir ve iktidara karşı en ağır muhalefet yapılabilir miydi? Muhalif Yarın gazetesi sahibi Arif Oruç canını kurtarabilmek için Bulgaristan’a kaçmıştı.
1938 ile 1945 arasında diktatör Millî Şef İsmet Paşa’nın en nazik ve yumuşak bir şekilde tenkit edilmesine izin verilmezdi.
Allah bu ülkeye, bu halka, bu devlete onların Altın Karanlık Çağını tekrar yaşatmasın.
MEHMET ŞEVKET EYGİ/MİLLİ GAZETE

İslamiyeti bitirmek isteyen 3 karanlık isim.

İslamiyeti bitirmek isteyen 3 karanlık isim.

25 Aralık 2014
2.426 Kez Okundu...
3isim
Osmanlı Devletinin son zamanları özellikle devletin her kademesinde etkin olan yahudiler içerisinde şu üç isim ve yaptığı faaliyetler Osmanlı Devletinin yıkılmasında ve Kurulan Cumhuriyet de yapılan yanlışların gerisinde ki karanlık güçlerdir.
Emanuel Karasu Kimdir?
Selanik doğumlu musevi asıllı -İspanyol yahudilerinden- Osmanlı siyaset adamı, avukat.II. meşrutiyet’ten sonra meclis-i mebusana girdi. 31 mart’ın ardından II. Abdülhamit’e tahttan indirildiğini bildiren kurulda yer aldı. 1912 ve 1914 yıllarında iki sefer daha mebus seçildi. Birinci Dünya Harbi sırasında iaşe müfettişliğine getirildi. Bu görevi sırasında büyük çapta yolsuzluklar yapmış ve servetini bu yolla kazanmıştır.Mondros Mütarekesinden sonra İttihat ve Terakki üyeleri savaş suçlusu olarak soruşturmaya tabi tutulunca, İtalya’nın Trieste şehrine kaçtı ( Emanuel Karasu, Libya’nın İtalyanlar tarafından işgal edilmesine yardımcı olmuş ve bu yardımından dolayı Osmanlı topraklarından kaçınca kolaylıkla İtalyan vatandaşlığı hakkı alabilmiştir.) Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra 1930’larda döndü. 1934’te son nefesini verdi. Arnavutköy’deki Sefarat Mezarlığı’nda gömülü. Adının çift m ile yazıldığı mezar taşında şöyle deniyor: “İkinci Meşrutiyet’in ileri simalarından İstanbul Mebusu Emmanuel Karasu. Ölüm tarihi: 1934.” Mezarlığın kayıtlarına göre 1 Haziran 1934’te toprağa verildi. Amcasının oğlu danone’nin kurucusu izak karasu’dur.Karasu; siyonizmin baş uygulayıcısıdır.İtalyan Hahambaşıdır.1897 Basel Konferansı toplanır.Kararlar alınır.Karasu’ya bu kararları pratiğe geçirme görevi verilir.1903’e dek bütün Osmanlı”yı, Osmanlı sultanlarını didik didik inceleler.5 sene hazırlık yaptıktan sonra,kararını verir:”Ben gelip Selanik”e yerleşmeliyim. Benim için en güvenli muhit orası.”
Emanuel Karasu, daha işin başlangıcında Avrupa’dan gelen siyonistlerle Filistin’i istemek için saraya gitmişti: ‘Emanuel Karasu da 1898’de Sultan Hamid’den Filistin’de kurulacak Musevi yurdu için, Kudüs Sancağı içindeki Çiftlikati hümayunların önce kendilerine satılmasını, padişah’ın bu öneriyi reddi üzerine 99 yıl kiralanmasını isteyen Siyonist heyetine katılmıştı.’ Karasu, siyonistlerin II. Abdülhamit’e Filistin’e Yahudi göçünü kabul ettirmek uğrunda görüşmelerinin devam ettiği günlerde Herzl gibi II. Abdülhamit’e dostane tavırlarla yaklaşmaya çalışmıştı. Padişahın siyonistlere red cevabı sonucu, Karasu da daha sonra II. Abdülhamit’e karşi olacaktır.Bernard Lewis, Selanik Yahudilerinin yalnız mason locaları aracılığıyla Jöntürklere büyük destek verdiklerinden ve bu destekte Emanuel Karasu’nun “önemli bir insan” olduğundan söz eder.”
İttihat ve Terakki”yi önce dernek olarak kurar.Osmanlı”nın içinde ilk Mason Locası”nı açtı: Önce Selanik’te, Makedonia Risorta, ardından İzmir’de, Bursa’da, İstanbul’da. Mason locasının ilk başkanı,üstadı idi.Selanik’tekisivilleri ve askerleri mason yaptı. Askerleri etkileyerek Sultan Abdülhamit”in üzerine gönderdi. İsyan ettirdi. Hareket ordusu dediğimiz hareketin temelinde yatan budur.Sultan Abdülhamit”e yaveri, “Padişahım emredin, bunları derhal tevkif edeyim, gücüm var” dedi. “Hayır” dedi Sultan, “Bunlar benim tebaamdır, ben kan dökülmesini istemiyorum, ne istiyorlarsa söylesinler yapalım.” Ne istedi bunlar? Meclis-i Mebusân”ın yeniden açılmasını. Meclis-i Mebusân”ı 1878″de işbaşına gelir gelmez, Sultan Abdülhamit neden kapatmıştı? Dedi ki, “Ya bu nasıl İslâm meclisi? Devlet İslâm devleti ama meclisteki çoğunluk gayrimüslimlerden oluşuyor. Rum, Ermeni ve Yahudi”ler çoğunluğu teşkil ediyor. Niye Anadolu insanı karasaban peşinde koşuyor, Rum, Yahudi, Ermeni milletvekili oluyor? Böyle İslâm Meclisi olmaz” dedi kapattı. 30 sene kapalı kaldı. Asker baskısı ile 1908″de yeniden açıldı.
Emanuel Karasu, Selanik milletvekili olarak Meclis”e geldi. Yine çoğunluk gayrimüslimlerdeydi.”1908 Jöntürk İhtilali sonrası, İstanbul yurt dışı ve yurt içinden gelen siyonistlerle dolmuştu. Bu durumdan yararlanan, Dünya Siyonist Örgütü lideri David Wolffsohn da İstanbul’a gelmişti. İstanbul’da etkin, yurt dışından gelen siyonistlerden ikisi Dr. Victor Jacobson ve Vladimir Jabotinsky idi. Yerli siyonistlerden Emanuel Karasu, Hayim Nahum, Nissim Ruso, Behar Efendi vb. de İstanbul’da toplanmışlardı.” Siyonistlerin iyice yörüngesine giren Hayim Nahum, Siyonist Örgütü ile Jöntürkler arasında arabuluculuk görevi yapıyordu. Jacob M. Landau’ya göre, Jöntürklere en etkili üç siyonist isim, Hayim Nahum, Emanuel Karasu ve Moiz Kohen idi.””JöNtürklerin yönetimindeki Türkiye’de, siyonizmi dolambaçlı yollardan ya da bir çesit”muhlisine husul” yöntemiyle hedefine ulaştırmak uğrunda en ilginç çalismayi Emanuel Karasu ve Dr. Jacobson yapmak istemişlerdi. Emanuel Karasu tarafından, Şubat 1909’da Filistin’i de içerisine alacak şekilde “Osmanlı Göçmen Kumpanyası” kurulmuştu. “Osmanlı” deyişiyle genelleme yapılmaktan amaç, Yahudiler üzerindeki Jöntürklerin kuşkusunu dağıtmaktı. Emanuel Karasu’nun bu girişimi, “politik özerklik hedefine doğru ilk adımdı.” İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin başını çeken Ahmet Rıza, Enver Paşa, Talat Bey ve Nazım Bey Filistin’e yahudi göçünün Osmanlı devletine yarar sağlayacağını iddia ediyorlardı. Oysa onların bu iddiaları mason localarından aldıkları telkinlere dayanıyordu. Bir yıl içerisinde Sultan Abdülhamit”e hal kararı aldırdı.27 Nisan 1909 Salı günü öğleden sonra dört kişilik heyet Abdulhamid’e gider. Sözcü Emanuel Karasu’ydu.Selanik Mebusu Karasu, Meclis-i Milli’nin Abdülhamid’in hal’ine karar verdiğini, kendilerinin bunu tebliğle görevlendirildiklerini söyledi ve hükmü üç sözcükle özetledi: “Millet sizi istemiyor.” Abdülhamid: “Bir Türk padişahına ve İslam halifesine hal kararını bildirmek için bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı? Emanuel Karasu (Yahudi), Aram Efendi (Ermeni), Esat Toptani (Arnavut) ve Ahmet Hikmet Paşa (Abdülhamit’in uzun süre yaverliğini yaptıktan sonra muhalefet saflarına geçen Gürcü).
Kendilerinin en güvenli saydıkları Selanik”e sürgüne gönderildi.Karasu mason localarını kullanarak İttihat ve Terakki”yi parti haline getirdi. Meclis”te çoğunluk Emanuel Karasu”nun elinde idi. Kendisine bağlı olan askerleri ordunun başına getirdi. Harbiye Nazırı yaptı, ordu kumandanı yaptı. başkumandan yaptı. Askeri gücü eline aldı. Siyasi ve askeri gücü eline alınca, sıra plânın ikinci aşamasına gelmişti, Osmanlı yıkılmalı idi.Önce Libya”yı İtalyanlara verdi. Ne gibi hilelere başvurarak verdiği tarih kitaplarında yazıyor. Sonra Bulgar”ı, Yunan”ı, Rus”u birleştirdi. Balkan harbini çıkarttı. Bunlar Yeşilköy”e kadar geldiler. Hiç lüzumu yokken, Osmanlıyı cihan harbine sokturttu.Siyonistler Cihan harbini büyük İsrail”i kurmak için çıkarttılar.Osmanlı”yı harbe sokmak için Alman askerlerine Osmanlı askerinin elbiselerini giydirip Sivastopol”ü bombalattılar. Rusya”ya harp ilân ettirdiler. Galiçya”dan Yemen”e kadar 30 cephede savaştırdılar Osmanlı askerini. Çanakkale onlardan sadece bir tanesiydi. Osmanlı, bütün dünya ile 4 sene boyunca savaş halinde kaldı.Osmanlı bunu 4 sene sürdürdü, her biri birer Çanakkale gibi destanlardı bu 30 cephenin hepsi. Sonunda bitap düştü Sevr”i imzalattırdılar.
Sabatay Sevi Kimdir?

1626’da İzmir’de yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Din adamı olarak yetiştirilen Sabetay Sevi, 39’uncu yaşının eşiğinde yoğun bir mistisizme saplandı. Toplumu kurtarabilecek ilâhi bir güce sahip olduğunu söylemeye başladı ve 31 Mayıs 1665 tarihinde Mesih olduğunu ilân etti. Yahudi inancına göre Mesih (kurtarıcı), kendilerine bu günkü İsrail topraklarında bağımsız bir devlet kuracak ve dünyanın dört bir yayına dağılmış olan Yahudiler’i bir araya toplayacaktır. Sabetay Sevi, haham olarak sinagoglarda ateşli konuşmalar yaptı ve taraftarlarının sayısını her gün arttırdı. Avrupa’dan Yemen’e, Kuzey Afrika’dan Anadolu’ya kadar geniş bir coğrafyada yaşayan insanlar arasında dalgalanmalar, kaynaşmalar oldu. Bunun sonucunda heyecan kasırgası ile Yahudiliğin resmî tutumundan ayrı, yeni ve radikal bir akım doğdu.
Bu akım, Hristiyanlar arasında etkileşimlere, Müslümanlar arasında ise sert ve ciddî tartışmalara yol açtı. İnsanlar, Sabetay Sevi’ye tapmaya, sinagoglardaki konuşmalarından sonra taşkınlıklar yapmaya başladılar. Kimse, neler olabileceğini kestiremiyordu. Sabetay Sevi, oluşmasına yol açtığı heyecan seline kapıldı. Taraftarlarıyla birlikte Osmanlı Devleti’nin başşehri Istanbul’a doğru yürüyüşe geçti. Bu olay üzerine Sevi tutuklandı ve yargılandı.
Sultan Dördüncü Mehmet, çok uzun süren yargılamayı perde arkasından takip etti. Yargılama sonunda Sabetay Sevi’nin önüne iki seçenek kondu: İddialarından vazgeçmezse öldürülecek, Müslümanlığı kabul ederse, hayatı bağışlanacaktır. Sevi: “Bu can bu bedende olduğu sürece Müslüman’ım.” der, Aziz Mehmet Efendi adını alır. Taraftarlarının bazıları bu ihaneti kabullenmez ve intihar ederler. Çoğunluk ise Müslümanlığı kabul eder. Mesih, yâni kurtarıcı, kendisini kurtarabilmek için dinini değiştirmiştir. Bir müddet sonra da taraftarları arısındaki intiharları durdurabilmek ve insanları kendisine çekebilmek için bir çıkış yapar: Cübbesinin içine bir kuş yerleştirerek topluluğunun huzuruna çıkar. Burada cübbesinin önünü açarak sakladığı kuşu uçurur. “Can bedenden çıktı.” Diyerek, eski dinine döndüğünü îma eder.
Sabetay Sevi ve yandaşlarına, dinlerinden döndükleri için, ‘dönme’ veya ‘avdeti’ denilir. Fakat onlar, İslâmiyet’i kabul ettiklerini söylemelerine, görünüşte Müslüman gibi hareket etmelerine rağmen, gerçekte Musevîliğe inanmaktadırlar. Bu durum, yetkililerin gözünden kaçmaz. 1676 yılında Arnavutluk’a sürgüne gönderilirler ve Sabetay Sevi, aynı yıl
Arnavutluk’ta ölür.

Hayim Naum Kimdir?
Osmanli Devleti’nin son Hahambasisi olan Hayim Naum, ömrü boyunca çevirdigi entrikalarla ün yapti. II. Abdülhamid, Ittihat Terakki, Mütareke Yillari ve Cumhuriyetin kurulusu asamalarinda, tüm iktidar degisikliklerinden zarar görmeden faaliyetlerini devam ettirdi.
Hem itilaf hem de ittifak devletlerinin yetkilileriyle siki bir sekilde görüsmelerde bulunacak kadar etkili oldugu gibi, arkasinda büyük bir gücü bulunduran karanlik bir sahisti. Ismet Inönü ile çok yakin bir iliski içine girerek Lozan Konferansinda danismanlik yapti.
Naum, 1873 yilinda Manisa’da dogdu. 1893-97 yillari arasinda Fransa’da egitim gördü. Burada, Uygulamali Yüksek Arastirmalar Okulu Dini Bilimler bölümünü bitirdi. Yasayan Dogu Dilleri Özel Okulu’nda Farsça ve Arapça dilleri alaninda egitim görerek mezun oldu. Bu egitimi sirasinda sürgünde bulunan Jön Türklerle yakin temaslarda bulundu. Hayati boyunca en büyük destegi, Yahudi-Alyans örgütünden gördü. Yaptigi bütün çalismalari ve girisimleri rapor edercesine bu örgüte yazdigi mektuplari vasitasiyla bildirdi. Bu amaçla neredeyse haftada birkaç kez mektup yazdigini görmekteyiz.

Bu büyük Yahudi örgütünün en önemli çalisanlari ve aktif üyeleri din adamlarindan olusuyordu. Ilk baslarda tutucu din adamlari yerine ilerici hahamlari desteklemek ve etkilerini arttirmak maksadiyla kurulan ve kendilerini Siyonistlere karsi göstermelerine ragmen, özellikle Osmanli Devleti’nin yikilmasina paralel olarak Israil Devleti’nin kurulmasi asamalarinda önemli etkilerde bulundugu anlasilmaktadir. Fransa’dan döndükten sonra (1897) Alyans adina fiili olarak çalismaya basladi. Önce örgütün destegiyle Istanbul’daki Haham Okulunda müstakbel kayinpederi Abraham Danon’un yardimciligina getirildi. Bu tarihten itibaren Yahudi cemaatinin yönetimini eline geçirmek için uygun zamani kollamaya basladi. Devlet kademelerinde etkili olmanin önemli bir göstergesi olan Hahambasiliga geçmek için ugrasti. Bu istegi, Alyans örgütü tarafindan da benimseniyordu. On yil boyunca cemaat içindeki basamaklari bir bir çikti. Bu arada örgütün izin ve yönlendirmeleriyle 1899 yilinda görev yaptigi okulun yöneticisinin kiziyla evlendi. Naum, yükselisine katkida bulunacak her yola basvurmaktan çekinmedi.

Sultan’in kitapliginda görev almaya çalisti. 1900-1904 yillari arasinda Yüksek Istihkam ve Topçu Okulu’nda Fransizca ögretmenligi yapti. Aralarinda Ismet Inönü’nün de bulundugu ögrencilere ders verdi.

II. Mesrutiyetin ilanindan sonra, ileride istifade etmek üzere bazi subaylarla çok yakin iliskiler içinde bulundu. Nitekim, bu iliskiler savas sonrasi dönem için önemli bir zemin olusturacak, hem içerde hem de yurt disinda genis çapli faaliyetlerde bulunmasina imkan saglayacaktir. II. Mesrutiyetle birlikte Naum ve dolayisiyla Yahudi örgütleri siyaset alanindaki faaliyetlerine hiz verdiler. Yaptiklari yayinlarla Jön Türk hareketini desteklediklerini beyan ettiler. Alyans’in isleri daha da gelisti. Devrin yöneticileriyle iliskiler daha da hizlandirildi. Bu arada Naum önce Hahambasi vekili ve kisa bir süre sonra da Hahambasi seçildi (1909). Bu göreve geldikten bir süre sonra Edirne, Selanik, Iskenderiye, Kahire, Sam, Beyrut ve Izmir’i içine alan genis kapsamli bir geziye çikti (1910).

Naum, Yahudilerin Filistin’e gidip yerlesmelerine, arazi satin almalarina önemli bir engel teskil eden ve II. Abdülhamid tarafindan uygulamaya sokulan “kirmizi pasaport” uygulamasindan kurtulmak için girisimlerde bulundu. Ittihat ve Terakki bu uygulamaya Eylül 1913 yilinda son verdi. Diger taraftan çok sayida Yahudi’nin Osmanli vatandasligina geçirilmesi için her türlü yola basvurdu. Idarecilere baski kurma yoluna gitti ancak, basarili olamadi. Naum’un en büyük özelliklerinden birisi, kim olursa olsun iktidarda bulunan hükümetin adami gibi davranmasidir. Sultan Abdülhamid devrinde saraydan yana, Ittihat ve Terakki iktidari boyunca Jön Türklerle beraber, Mütareke yillarinda mevcut hükümetin yaninda, Kurtulus Savasi’nda Kuva-yi Milliyeci’dir.
Lozan’daki baris görüsmelerinde Türk heyetinin danismani ve sonrasinda M. Kemal’in adamidir. Is bitiricidir, girisimcidir, içte ve dista her hükümetle direkt baglanti kurabilen, resmi sifati olmadigi halde resmi görevli gibi hareket eden, din adamindan çok diplomat, bürokrat, siyaset adami, elçi. Kendi ifadeleriyle ilk resmi görevi, Osmanli Devleti ile Itilaf Devletleri arasinda Çanakkale Savasi öncesinde uzlasmayi saglamak. Ancak, Ingiltere ve Fransa’nin tekliflerinin agir bulunmasi ve Osmanli Devleti’nin reddetmesi ile basarisiz olur. Güya, Osmanli Devletinin içinde bulundugu durum, “çatismanin uzamasini önleyebilecek bir baris görüsmesine uygun degildir” 1918 yilinda çiktigi yurt disinda, tarafsiz kesimleri Türk davasina kazanmaya çalismaktadir. Bu sebeple Fransiz ve Alman gizli servislerinin takibine ugrar. Bu maksatla Siyonist liderler ve Yahudi kökenli önemli kisilerle görüsmeler yapar.
Naum’un, sinsi faaliyetleri hakkinda çok önemli tespitlerde bulunanlardan birisi de Lozan görüsmelerindeki Türk heyetinde bulunan Riza Nur’dur. Naum’un Londra ile Ankara arasinda sürekli gidip gelmesi dikkat çekicidir. Görüsmeler devam ettigi sirada Paris gazetelerinden birinde çikan bir haberde Naum, “Merak edilmesin, Ismet benim ahbabimdir. Sözümden çikmaz. Gider isi düzeltirim” ifadeleriyle düsman tarafina garanti verirken, arkasindan, “Ben geliyorum. Isi düzelttim. Size mühim haberim var. Sakin ben gelinceye kadar görüsmeleri kesmeyin” seklinde bir telgrafi Ismet Inönü’ye yollar. Yani, Fransiz basinina göre Frenk taraftari, Türklerin yaninda Türk taraftari!.. Riza Nur, bu davranislar karsisinda öfkesine hakim olamadigini ve Hahambasinin gelisi sirasinda gazete haberini kendisine firlattigini aktarmaktadir. “Herif dalevereye kalksa fena haslayacaktim. Kalkmayip bu tarzda dökülünce öfkem geçti. Gazeteyi kendisine verdim. Bu beyanatin nedir dedim. Sapa oturdu. Herif kafa tutmuyor ki. Hamur gibi yumusak. Yalniz, soguk muamele ve çabuk defettim gitti.” Riza Nur, bütün tersleme ve kovmalarina ragmen Naum’un Türk heyetinin yanindan ayrilmadigini, özellikle Ismet Inönü ile çok siki-fiki olduklarini sert ifadelerle dile getirmektedir. Inönü’yü ikaz ederek; bu kisiden fayda gelmeyecegini, fikir ve düsüncelerimizi, görüsmelerimizi aninda karsi tarafa sizdirabilecegini nakletmektedir. Buna karsilik Naum’un Inönü’ye; bütün Ingiliz ve Fransiz yöneticilerini tanidigini, hepsinin ahbabi oldugunu, isleri istedigi gibi yaptirabilecegini söyledigini, aktarir.

Naum, bir taraftan görüstügü kisilerin adamiymis gibi hareket ederken diger taraftan Islam aleyhtarligi faaliyetleri ile de dikkat çekici etkilerde bulunmustur. “Türklere dinlerini ve din temsilciligini feda ettirmek sartiyla, sun’i istiklal isinde gizli anlasmanin müessiri tek kelime ile Yahidiliktir. Buna memur-u müsahhas kimse de, simdi Misir Hahambasisi bulunan Hayim Naum’dur.” Naum, Amerika’da önemli faaliyetler içinde bulunduktan sonra Yahudi kökenli Ingiliz Lord Gürzon ile çok yakin münasebetleri olup, su teklifte bulundu: “Siz Türkiye’nin mülki tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben Islamiyeti ve Islami temsilciliklerini ayaklar altinda çignetmeyi taahhüd ediyorum.”
Naum, disarida bu faaliyetleri sürdürürken, Ankara’ya da gelerek Inönü ve M. Kemal ile dostluk kurdu. Naum’un gizli faaliyetleri hakkinda bilgi verenlerden bir tanesi de Rauf Orbay’dir. Orbay, hatiralarinda; “Ismet Pasa, anlasildigina göre, Lozan’da Ingilizlerle bir nevi gizli ara buluculuk rolü oynayan, Istanbul’un Hahambasisi Hayim Naum Efendinin telkinleriyle, ‘Hilafetin artik ne sekilde olursa olsun Türkiye’de devamina müsaade edilmeyip derhal atilmasi lüzumu’ fikrini tamamiyla benimsetmis bulunuyordu.” tespitinde bulunmaktadir. Lozan görüsmeleri sirasinda müsavir, kâtip, gazeteci gibi sifatlarla heyete dahil olan ve türlü hirsizliklara, casusluklara adi karisanlardan biri olan Naum, gösterdigi basarilardan ötürü kendisini destekleyen örgütü tarafindan, Yahudilerce en büyük Hahambasiliklardan biri olarak kabul edilen Misir Hahambasiligina terfi ettirildi. Lozan’dan sonra Türkiye’ye dönmeyen Naum, bundan sonra Misir’da faaliyetini sürdürdü. Riza Nur, Naum’u desifre ederken para ve sahtekârlik konusundaki özelliklerine de atifta bulunmakta ve tek tek benzeri kisiler hakkinda bilgi vermektedir. Riza Nur’un iddialarini, bizzat Naum’un hakkinda övücü ifadelerle hayatini konu alan ve yazismalarini aktaran eser dogrulanmaktadir. Bu iddialardan bir tanesi Ittihat ve Terakkiye ait paralar ve belgelerin yurt disina kaçirilmasi olayidir. Eserde, Naum’un Sadrazam Izzet Pasa tarafindan, Itilaf Devletleri ile baglanti kurmakla görevlendirildikten sonra 25 Ekim 1918 tarihinde özel bir yata binip Romanya’nin Köstence Limanina dogru yola çiktigi belirtilmektedir. Iste bu sirada çok miktarda altin ve belgeler de kaçirilmistir. Eserde, söz konusu paralarin kaçirildigini reddetmenin aksine, Naum tarafindan degil de yakin çevresinde bulunan bir Yahudi banker tarafindan Isviçre bankalarina transfer edildigi kaydedilmekte ve hirsizlik tescil edilmektedir. Naum, iddiaya göre Kemalistler tarafindan yari resmi bir görevle Paris’e gönderilmistir. Kendisinden istenen, etkili oldugunu iddia ettigi çevrelerle görüserek Türk mücadelesine taraftar saglamak, aleyhteki düsünce ve fikirleri izale etmek, Fransiz kamuoyunu rahatlatan faaliyetlerde bulunmakti. Ancak, Naum, gittigi her yerde Doguda bulunan Yahudilerle ilgili olarak görüsmelerde bulundu. Bu arada Türk tarafinin bir temsilcisi rolünü de amacina ulasmada basamak olarak kullandi. Nitekim, 1921 yilinda Amerika’da bulundugu sirada bizzat örgütü Alyans ile ilgili faaliyetlerde bulundu ve örgüt tarafindan kendisine verilen görevi yerine getirdi. Ama, o Ankara’ya, her zaman Türklerin lehinde çalismalarda bulunmak üzere, yurtdisindaki dostlarini Türk davasina kazandirmaya çalistigini, ifade etmekteydi. Bu girisimleri sayesinde, 1900’lü yillarda, Istihkam ve Topçu Okulu’nda ögretmenligini yaptigi Ismet Pasa’nin Baskanligindaki Türk heyetlerine danisman olarak eslik etmeyi basardi. Naum, bagli bulundugu Alyans örgütünün baskanina düzenli bir sekilde mektup göndererek ayrintili bilgiler verdi. 27 Nisan 1919 tarihli ve Istanbul’dan baskanina yazdigi mektubunda dis baglantilari hakkinda önemli bilgiler vermektedir. “Italyan temsilcileriyle iliskilerim çok iyi. Savas sirasinda tapinaklarina, mezarliklarina, bankalardaki paralarina bile el konmak istenilen Italyan cemaatinin yararlarini korudum. Amerika ile iliskilerim hep çok iyi oldu. Amerika’ya dönmek için Filistin’den gelmis Amerika Yahudileri konusunda basarili girisimlerde bulundum. Türk ve Filistin Yahudilerini, Ermenilerin ve Yunanlilarin alinyazisindan kurtarmama ragmen beni hala Siyonizmin karsiti olmakla suçluyorlar.”
Naum’un, Lozan sonrasi en büyük hedefi, artik, Yahudi devletinin Filistin’de yeniden kurulmasi için Alyans adina çalismakti. Dolayisiyla Istanbul’dan ayrilarak Misir’a tasindi. 1925 tarihinden itibaren Misir ve Sudan Hahambasiligina geçti. 1960 yilinda Kahire’de öldü.

'Aferin çocuklar, iyi iş çıkardınız!' | Timetürk Haber

'Aferin çocuklar, iyi iş çıkardınız!' | Timetürk Haber

Osmanlıca Türkcesini Ögrenmenin Ehemmiyeti.

Osmanlıca Türkcesini Ögrenmenin Ehemmiyeti.

Posted by Site - Yönetici Ocak 7, 2015
Osmanlıca Türkcesini Ögrenmenin Ehemmiyeti.

Osmanlıca Türkcesini Ögrenmenin Ehemmiyeti.

Milletleri millet yapan ve o milleti diğer milletlerden ayrı bir millet yapan temel esaslardan birisi de o milletin kullandığı dil ve alfabesidir. Dil; fikir dünyasının tezahürüdür, kendini ifade edebileceği iletişim aracıdır. Milletin hatırası, ruhu, özü, mayasıdır. Dilini kaybeden milletler, hatırasını, hafızasını hem ferdi hem de milli kimliğini, açıkçası her şeyini kaybetmeye yüz tutmuştur. Dil şuurunu kaybeden bir millet, millet olma şerefini kaybetmekle yüz yüze gelir. Lisan ve yazısını kaybeden bir millet, hafızasını kaybetmiş demektir. Böyle bir millet, kendi kültürüne ve tarihine yabancılaşır, geçmişte ne olduğunu unutur, bugün ve gelecekte ne olacağını bilemez hale gelir.

Osmanlıca; Türklerin yüzyıllar boyunca geliştirdikleri özgün bir dildir. Hem Arapçadan hem Farsçadan faydalanmış ama ikisi de olmamıştır. Gelecekle geçmiş arasındaki köprüyü sağlam kurabilmenin yolu, Osmanlı Türkçesini okuyup anlayabilmekten geçmektedir. Millî kültürümüzün temelini oluşturan eserlerimizin hemen hemen tamamı, Osmanlıca’yla yazılmıştır. Hâlbuki yeni neslimiz, dedesinden kalmış bir kitap veya eski bir tapu senedinin, bir paranın, bir çeşme kitabesi, tarihî bir çarşı girişi ya da belki her gün altından geçtiği üniversite giriş kapısında yazılı olan Osmanlıca metnini okuyamadığı gibi, gerek ne manaya geldiği, gerekse estetik zevkini yudumlama imkânından mahrumdur.Üzerinde güneş batmayan koca bir cihan devletinin dayandığı sırrın perde arkasındaki çağ açıp çağ kapayan bir kültürün mirasçıları olan bizlerin, birkaç yıl değil, asırlarca tüm dünyayı adâlet ve şefkatiyle avucuna alan ve ışık saçan o güzelliklerin hayret verici altyapısını araştırma gereği ne kadar açıktır.

Şerife Şevval Kardelen

M2D: mest

M2D: mest: kardeşlerim... hadis i şerif şöyle  yahudilere muhalefet edin  namaz kılarken  nalın veya mest giyin ayağınızı örtün .. müşrik...

M2D: ebrehenin tek oda kirası 5 bin 500 gayme ya sarayı...

M2D: ebrehenin tek oda kirası 5 bin 500 gayme ya sarayı...: kardeşlerim... ebrehe 1 odaya 5 bin 500 lira ödüyorum dedi kitaplardan kazanıyormuş... hmmm bu kitap gelirinin vergisini de tam v...